Sihirli AYNA Reviewed by Momizat on . Uzun zamandır aklımı kurcalayan evli bir çift var… Haftalardır terapiye gelen ve, deyim yerindeyse, hâlâ birlikte olmaları için hiç bir nedenleri olmayan (kalma Uzun zamandır aklımı kurcalayan evli bir çift var… Haftalardır terapiye gelen ve, deyim yerindeyse, hâlâ birlikte olmaları için hiç bir nedenleri olmayan (kalma Rating: 0

Sihirli AYNA

Sihirli AYNA

Uzun zamandır aklımı kurcalayan evli bir çift var… Haftalardır terapiye gelen ve, deyim yerindeyse, hâlâ birlikte olmaları için hiç bir nedenleri olmayan (kalmayan) bir çift…

Hikayeme başlamadan önce kesinlikle feminizmin savunucusu olmadığımı belirtmek isterim. Adalet anlayışım, kadın veya erkek haklarına dayalı değil, İnsan haklarına dayalıdır !

Özetlemek gerekirse ; eşini defalarca aldatmış, kadınlara zaafı olan, borç batağında, kumar oynamayı seven ve eşine aşık olmayan bir erkek. Öte yandan, sağlık sorunları yaşayan (yürümekte zorlanan), eşine öfkeli, güvenini yitirmiş, ekonomik durumu gayet yerinde, daha önce yaptığı iki evlilikte de aldatılan, buna rağmen bu eşininde ihanetini görmezden gelen ve üstüne borçlarını ödeyen bir kadın… Ayşe ile Ahmet (gizliliğin korunması açısından hayalî isimler kurgulanmıştır).

Böyle bir tablo karşısında « bu kadını hâlâ eşiyle birlikte olmaya iten şey nedir ? Bu direnişinin sebebi nedir ? » diye sormaktan kendimi alamadım.

İlk seanslar aşağı yukarı aynıydı. Ahmet bey her defasında « suçluyum, haksızım, biliyorum ama düzelmesi için elimden geleni yapacağım, hatta elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum » demekle yetiniyor, « suçlu » rolüne bürünüyordu. Diğer yandan Ayşe hanım « sen asla değişmeyeceksin, her zaman böyle söylüyorsun, sonra tekrar zaaflarına yenik düşüyorsun » diye eşine öfkesini kusuyor, « madur » rölünü üstleniyordu. İşin ilginç yanı da kadının, bunu bilmesine rağmen eşinden ayrılmak istememesiydi. Erkek sandalyesine oturmuş boynu bükük karısını dinliyor, kadın işaret parmağını eşine doğrultarak veryansın ediyordu. Karşımda iki yetişkin insan değil, adeta yaramazlık yapan oğlunu azarlayan bir anne vardı…

Terapi öncesi kendime telkinde bulunurum hep : Ben hakim değil, psikoloğum. Bana gelen insanları yargılamak bana düşmez. Bu yüzden çiftleri, boşanmaları yönünde en ufak bir îmayla dahi etkilememeliyim. Herşeye rağmen yüreğim yuvanın yıkılmamasından yana olsa da, kararlarını özgür iradeleriyle kendileri vermelidirler.

Bu düşünceyle ilk olarak bir kaç seans boyunca evliliklerinde yolunda gitmeyen, birbirlerinden rahatsız oldukları somut şeyleri tesbit edip, onları onarmakla işe başladık. Hiç bir gelişme olmadı… Erkek formalite icabı « yapılması gerekeni, gerektiği gibi yaptı », fakat kadın için tatminkâr olamadi…

Geçen hafta, ilginç gelişmeler oldu. Belki de bir bayan olduğum için, içimde bir öfke uyandı. Ahmet beyin lakayt tavrı, « bak ben evliliğimiz için her şeyi yapıyorum, hatamı da kabul ediyorum, daha ne istiyorsun ? » diye pişkin pişkin konusması, Ayşe hanımın da « artık sana inanmıyorum, yine beni yalnız bırakıp o kadınlara gideceksin » diyerek gururunu ayaklar altına alması beni çileden çıkarmıştı. Bile bile yangına körükle gitmeye karar verdim… Devamı şöyle gelişti :

Ayşe hanım, daha kaç erkek tarafından altılmayı istiyorsunuz ? Üç tane yetmedi mi ?

Ayşe : (şoke oldu, kızardı).. Nasıl ? Elbetteki istemiyorum. Ama Ahmet son olacak. Ondan sonra artık hiç bir erkeğe tahammülüm kalmadı. Bu son !

Neden evliliğinizi bitirmek istiyorsunuz ki ? Ben bitirin demiyorum, asla bitirmenizi de istemiyorum zaten. Evli kalmanız için mutlaka iyi bir açıklamanız vardır, bunu merak ediyorum.

Ayşe : yalnız kalmak istemiyorum. Eşime aslında ihtiyacım yok, onun varlığına ihtiyacım var, kendimi emniyette hissediyorum…

İşte bu çok iyi bir neden ! Yani yalnız kalmama ve güvende olma pahasına aldatılmayı, kumar borçlarını ödemeyi ve sizi sevmeyen bir adamla yaşamayı göze alıyorsunuz… Aslında siz eşinizi affetmiyor, sizi yalnız bırakmaması için, onun borçlarını ödeyerek, onun ihanetlerine göz yumarak, ona rüşvet veriyorsunuz… Üzülerek söylüyorum Ayşe hanım, bu söyleyeceğime kulak verin : Ahmet bey sizi tekrar yine aldatacak ve siz yine affedeceksiniz…

Ayşe : …

Peki Ahmet bey, siz eşinize, sizi affettiği için hiç teşekkür ettiniz mi ? (yine provokasyon amaçlı bir cümleydi)

Ahmet : Şeyy, evet bir keresinde buna benzer bir şey dedim.

Bakın Ahmet bey, karşınızda yalnızlıktan korkan, « sakat » (bunu özellikle kullandım), kendini hasta ve çirkin bulan güvensiz bir kadın var. « Sana artık güvenmiyorum » diye bağırdıkça aslında size hâlâ güvenmek istediğini söylüyor. Eşiniz size yeşil ışık yakıyor. Bunu görmüyor musunuz ? Güvenini kazanmak için ne yapacaksınız ?

(Ayşe hanım ağlıyor…)

Ahmet : İstemiyorsa beni kovabilir, ayrılabiliriz… Zaten annem beni sokağa attı, oğlum (ilk eşinden olan) benden nefret ediyor, kardeşlerim yüzümü görmek istemiyor, … Şimdi Ayşe de kapı dışarı etsin beni, bu benim kaderim…

Artık kafamdaki parçalar birleşmeye başlamıştı… Her ikisi de hayatlarının filmini tekrar tekrar yaşamakta ısrar ediyorlardı. Geçmişte takılı kalıp başa sarıyor, bir türlü yeni bir sayfa açamıyorlardı. Kadın, « aldatılmanın » ; erkek ise « dışlanmanın » kaderleri olduğuna inandırmışlardı kendilerini… Hatta buna öyle inanmışlarki, bunu teyit etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Her ikiside bağıra bağıra söyledikleri şeyi duymuyorlardı. Ayşe hanım, Ahmet beyin kaderini, yani « kovulmaya ve sevilmemeye mahkum adam » profilini doğruluyor ; Ahmet bey ise, Ayşe hanımın kaderini, « yani aldatılmaya mahkum hasta ve yaşlı kadın » prototipini doğruluyordu. Bu yüzden bu kaoslu evliliği aynı şekilde sürdürmek istiyorlardı. Artık ezber bozma zamanı gelmişti…

Kaderimiz elbetteki Allah’ın elindedir. Hepimiz kader denizinde yüzmekteyiz. Ancak can yeliği giymek, imdadımıza yetişen gemiye binip binmemek irademizin elindedir. Rabbimiz kullarına hiç zulmeder mi ? Kaderin içinde bir kader vardır ki, o da O’nun bize bağışladığı akıl ve iradeyle olur. Hayat bizi peşpeşe mutsuz etmiş olabilir, defalarca hayal kırıklığına uğramış olabiliriz. Ama kendimize bir şansı çok görmeyelim. Mutlu olmak emek ister, gayret ister, güç ister. Mutluluk insana doğuştan armağan edilmez ama onu elde etmek için gereken sevgi, merhamet, adalet, sadakat, güven gibi duygular hammaddemize İlahi bir dokunuşla üflenmiştir…  Kaderimizi değiştiremeyiz ama mevcut bedbaht kaderimizden mes’ud kaderimize yol alabiliriz. Bu yolculukta da eşimiz bizim can yoldaşımızdır. O bizim kendimize tuttuğumuz sihirli aynamızdır. Bu hayatta kendimizi nasıl görmeyi istiyor ve seçiyorsak (iyi kötü, mutlu mutsuz, adaletli zalim, merhametli acımasız …), eşimiz de bu seçeneğimizi bize yansıtacaktır. Kendinizi tanımak istiyorsaniz eşinize bakın. Çünki eş olmak, aynı olmaktır, ayna olmaktır…

Sevgiyle

Cemile Tetik
Psikolog Ve Aile Terapisti
0486 069 549
tetikce7@hotmail.com

 

Bu yazıyı okuyanlar bunu da okudu











Scroll to top